<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1428372801323999773</id><updated>2011-09-16T13:41:57.782-07:00</updated><title type='text'>FeNeRbaHçeM</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sariyahsi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1428372801323999773/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sariyahsi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>ÇELİK</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://bp1.blogger.com/_QD92N8pbYzk/SJCreXQexMI/AAAAAAAAAAg/KMVQCLPpSko/S220/bayrakhl1.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>1</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1428372801323999773.post-201907606805488251</id><published>2009-06-09T06:09:00.001-07:00</published><updated>2009-06-09T06:09:52.316-07:00</updated><title type='text'>FeNerBaHçE...</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Kadıköy ve Fenerbahçesi;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’un Kadıköy yakası;  Allah’ın, yeryüzünü yaratırken kesinlikle ayrıcalıklı davrandığı bir eşsiz yöre…  &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Tarihlerin henüz 1900 yılına ulaşmadığı İstanbul’da, Kalamış’ıyla  Fenerbahçe’siyle, Caddebostan’ı Suadiye’si Moda’sı ile adeta bir rüya beldesi…  Göz alabildiğine bomboş arsalarla yemyeşil çayırlara sahip bu yörede, doğanın  insanları spor yapmak için sanki teşvik ettiği yıllar… &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve de, İstanbul’un silüeti deniz üzerinde uzaklardan perde perde yansıyıp  dalgalanırken, Fenerbahçe Burnu’nda yanıp sönerek yol gösteren bir fener Türk  sporuna önderlik edeceği bir kulübe sembol olmanın da gururu içinde, Adalar’a,  Marmara’ya, daha da ötesi uzak yıllara doğru aynı şevkle ışık saçacağı günlerin  özlemi ile çakıp durmaya başlamıştı sanki… Ve de Kadıköy, o dönemlerde en güzel  semti olan Fenerbahçesi’nin bağrından çıkaracağı takımını önce yakınlara, sonra  da yarınlara armağan edeceği günleri bekliyordu gayri… &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kuşdili Çayırında İlk Futbol Oyunu;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İlk futbol oyununun, bugünkü anlamıyla ilk kez 1823 yılında İngiltere’de  oynanmaya başlamasının üzerinden neredeyse yıllar ve yıllar geçmişti. Nihayet  tarihler 1890’lı yıllara ulaştığında, Moda’da oturan İngiliz’ler de bu keyifli  spordan iyice etkilenmiş ve o yemyeşil arsaların bulunduğu Kadıköy’ün geniş  alanlarında, futbolu oynamaya başlamışlardı. Seyri çok keyifli bu oyunun,  çevredeki Türk gençlerinde de ilgi uyandıracağı ve de bu sporu onlara  sevdireceği pek tabii idi ve hatta da kaçınılmazdı. Ama ne var ki, o sıralarda  süren monarşi rejimi nedeniyle Müslüman Türkler için cemiyet kurmanın ve hatta  mevcut cemiyetlere dahi üye olmanın yasak olmasından dolayı, Kadıköy  Çayırlarında top koşturan İngiliz gençlere yine ancak Rum gençleri eşlik  edebilmekteydi. Yine de, hemen her akşamüstü bilhassa Kuşdili Çayırında yapılan  bu futbol maçları ya da antrenmanları, Kadıköy halkının büyük bir kesiminin  ilgisini çekmekte, genellikle akşamüstleri zevk için de olsa oynanan bu futbol  oyunu için, Kalamış’tan, Moda’dan, Kuyubaşı’ndan, ve hatta Haydarpaşa  civarlarından gelecek öbek öbek halkı, gününe ve hava durumuna göre küçük ya da  büyük kümeler halinde bu oyunu seyretmeye yöneltmekteydi. Kadıköy halkının  ekserisi ikindi sularında ayaklanır, günlerden Cuma ve Pazar değilse yani  Kurbağalıdere’nin kenarındaki salaş tiyatroda Komik Hasan’ın tuluat kumpanyası  oynanmıyorsa Kuşdili Çayırı’na doğru yola koyulurlardı. Yok, eğer günlerden Cuma  ya da Pazar ise de, Moda’ya doğru ya da şimdiki Fenerbahçe Stadyumu’nun  bulunduğu Papazın Çayırı’na doğru yola koyulurlardı (*1). Omuzdaş kılıklı, burma  bıyıklı tüylü tüysüz gençler, yanlarında boy boy çocuklarla hanım nineler ve de  orta yaşlı hatunlar, Arap bacılar, ahretlikler, kahvede pineklemekten usanan  efendi kişiler, burada çayırı çepeçevre kuşatır, kadınlar getirdikleri kilimleri  yayarlar, erkeklerin kimi toprağa bağdaş kurar, kimi büyükçe bir taşa oturur,  kimi ayakta dururdu. Sucusu, dondurmacısı, kağıt helvacısı, simitçisi,  baloncusu, Eyüp oyuncakçısı velhasılı satıcıların her çeşidi burada arzı endam  eyler, burayı adeta panayır yerinden farksız kılardı. Ortadaki saha olacak  alanda ise, kapı gibi gövdeli, başları açık, renk renk gömleklerinin kolları  sıvalı, göğüsleri fora, bacaklarından dizkapaklarına kadar şortlu bir alay adam  soluk soluğa koşuşurlar, birbirlerine çarpıp çarpıp, alt alta üst üste  mecelleşirler, güya da top oynarlardı. Oynanan bu futbollardan örnek alan bazı  gençler, Kadıköy’ündeki arsalarda ya da geniş çayırlarda onlar gibi top oynamaya  heveslenir, karman çorman bir biçimde, bir harradır bir gürradır gider, topa en  çok vuranla onu en havalara yükselten erbab sayılırdı. Ne var ki bir süre sonra,  bir başka deyişle 1900’lü yıllara iyice yaklaşılmasıyla birlikte, Moda’da oturan  İngiliz gençlerinin artık modern futbolu oynamaya başlamaları ve dolayısıyla da  oynadıkları futbolu daha seyredilir bir halde sunmaları, kendilerini hayran  hayran seyreden Kadıköy’lü gençlerin yüreklerinde birtakım kıpırdanmalara sebep  oluyor, onlar gibi organize bir takım kurma isteklerini ise, vazgeçilemez bir  tutkuya dönüştürmeye başlıyordu. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kadıköy Football Association ;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;1890’lı yıllarda İstanbul Moda’da yaşayan İngiliz ailelerinden La Fontaine,  Giraud, Whittall, Charnaud, Pears, Armitage aileleri Kadıköy ve Moda’nın  çayırlarında kendi aralarında bu oyunu yeni yeni oynamaya başladıklarında,  İzmir’de yaşayan İngiliz aileleri, Bornova çayırlarında bu oyunu çoktan oynamaya  başlamışlardı bile (*2). Zira sosyal ve idari bakımdan payitaht İstanbul’a uzak  ve rahat iki şehir olan Selanik ile İzmir, 1870’li yıllarda Osmanlı’nın futbol  oyunu için ilk taraftar bulduğu toprakları oluyor, futbol oyunu o dönemlerde  dini inançların da etkisi ile Müslüman Türkler arasında gelişemediğinden,  böylece de Osmanlı toprakları üzerinde ilk defa gayrimüslim ve levanten (ülkede  yerleşmiş bulunan yabancı uyruklu) vatandaşlar tarafından oynanıyordu. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Moda’da futbolla tanışan ilk ailelerin İstanbul’da İngiltere elçiliği  personeli görevlileriyle aralarında yaptıkları maç rekabetini, 1894 yılında  İzmir’de “Football Club Smyrne”nin kurulması ile birlikte İstanbul - İzmir  rekabeti izlemeye başlıyordu (*3). İzmir’de futbolun öncülüğünü yapan James La  Fontaine, 1889 yılında İstanbul’a yerleştiğinde, Kadıköy’de İngilizlerin  futbol-rugby karışımı bir oyun oynadıklarını görmüş ve onlarla kısa zamanda  dostluk kurarak, daha iyi bildiği futbol oyununu onlara kabul ettirmişti.  Tarihler 1897 yılını gösterdiğinde, James La Fontaine ve arkadaşları Kadıköy  yakasında ilk kez bir futbol takımı olarak Kadıköy Football Association adı  altında toplanıyor, takımı oluşturan İngiliz, Rum, Ermeni gençleri, genelde  İstanbul’a sefere gelen İngiliz gemicilerle oynadıkları oyunlarını Kadıköy’ün  çayırlarında sürdürüyor, ve her akşamüstü (ilk bölümde geniş bir biçimde  sunduğumuz) o kalabalık izleyici kitlesine de seyrettiriyorlardı. Bu müsabakalar  halkın öylesine ilgisini çekmişti ki “Football Association” takımı, iki yıl  içerisinde “İzmir Karması” ile karşılıklı olarak futbol maçları yapmaya  yönelmişti. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;“BLACK STOCKING FC” Kuruluyor ; &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ne var ki, Sultan 2. Abdülhamid’in padişahlığının sürdüğü o dönemde, mevcut  monarşi rejiminin korunması amacıyla Türk gençlerinin dernek kurmaları yasaktı.  Bu durum ise, yabancı ve azınlıkların top koşturdukları kendi topraklarında  futbol oynamanın imkan ve zevkinden mahrum olan ve onların aralarına karışarak  oynamak istedikleri bu cazip oyunu ancak gıpta ile seyretmekle yetinen Kadıköylü  Müslüman Türk gençleri arasında, sadece üzüntü değil aynı zamanda tabii ki öfke  ve hırs da uyandırıyordu. İşte her türlü tehlikeyi göze alan bu gençlerden,  deniz öğrencisi Fuat Hüsnü (Kayacan), eski hariciyecilerden Reşat Danyal ve  Mehmet Ali ile, Kuşdili’nde Papazın Çayırı adı verilen topraklarda meşin  yuvarlağa vuruşlar yapan arkadaşları bu özlemin sona ermesini amaçlıyorlar, ve  1899 yılında da, devrin hafiye ve jurnalcilerinin dikkatlerinden kaçmak ve  hışımlarından korunmak amacıyla bir İngiliz adı altında Black Stocking FC (Siyah  Çoraplılar Futbol Kulübü) ‘nü kuruyorlardı. Ancak siyah çorap ve kırmızı üst  formaları ile Türk gençlerinin oluşturduğu bu ilk Türk spor ve futbol topluluğu  daha ilk maçlarında hafiyelerin baskınına uğruyor ve hemen dağıtılıyordu. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;1899; Fenerbahçe’nin Gerçek Kuruluş Yılı &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Burada dikkati çeken en önemli nokta; Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black  Stocking FC ismi altında 1899 yılındaki bu ilk girişimindeki öncülük yapan  gençler ile, ilerideki yıllarda kurulacak olan Kadıköy Futbol Kulübü (1902) ve  Fenerbahçe Futbol Kulübü (1907) ismi altında toplanan gençlerin genelde aynı  kişiler olacağıydı. Dolayısıyla FENERBAHÇE KULÜBÜ kuruluşunu gayri resmi olarak  1899 yılında gerçekleştirmiş, ne var ki iki kez kapatılmaları nedeni ile  faaliyetlerine, ancak resmi kuruluş yılları olan 1907 yılında geçebilmişti.  Görülen odur ki; Black Stocking F.C. ya da Kadıköy Futbol Kulübü isimleri, amaç  karşısında birer araçtırlar (*4). Ayrıca İstanbul’da kurulan futbol kulüplerinin  listeleri incelendiğinde de; Moda Futbol Kulübü (1896), Cadi-Keuy Football Club  (1899) ve Imogen (1900) takımlarının İngiliz uyruklular tarafından, Elpis (1900)  takımının Rumlar tarafından, Black Stocking (1899), Beşiktaş, Galatasaray ve  Fenerbahçe kulüplerinin ise Osmanlı uyruklular tarafından kurulmuş oldukları da  zaten görülmektedir.(*5) &lt;/p&gt; &lt;p&gt;KADIKÖY FUTBOL KULÜBÜ Kuruluşu &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ama yine de, aradan geçen birkaç yıl içinde aynı gençlerin bir bölümü,  aralarına yeni katılanlarla beraber Kurbağalıdere Köprüsü’nün hemen yakınındaki  (şimdiki stadyumun karsısında) Hurşit Ağa’nın kahvehanesinde muntazaman  toplanıyor ve 1901 yılında da, bu kez isim de değiştirerek Kadıköy Futbol Kulübü  ismindeki bir yeni takımı daha kurabilmenin çalışmalarını yapıyorlardı. Konu ile  ilgili ayrıntılı bilgiye, yaşadığı yakın tarihi, yazılarında bütün ayrıntıları  ile canlandıran üstad Sermet Muhtar Alus’un, 1951 senesinde Tarih Hazinesi  Mecmuası’na yazdığı “Kadıköyü’nde İlk Futbol” isimli makalesinde rastlıyoruz ;  &lt;/p&gt; &lt;p&gt;(Aslı gibidir) : “ Zamanın musiki üstadı Sine Kemani Nuri Bey’in anlatışına  bakılırsa, futbola meraklı ilk Türk gençleri bir kulüp kurmağa, daha bir derli  toplu birleşmeye karar vermişler. Çok geçmeden arzularını yerine getirmiş,  elbiseyi de seçmişler; gömleğin göksü, yakası, kol kapakları beyaz, öbür  tarafları kırmızı, pantolon keza beyaz. Kuşdili Papazın çayırlarında kendi  aralarında maçlara girişmişler. Moda’daki İngilizlerden, Rumlardan mürekkep  (oluşan) takımın derecesine erişmek, onları yenmek baş emelleri(en büyük  arzuları). Eski cimnastikçi ve idmancılardan Sine Kemani Bay Nuri’nin rivayetine  göre, ilk oynayanları sayalım: Kendisi(Nuri Bey), Emced Bey, Mehmet Ali ve  kardeşi Neşet Beyler, Reşat Danyal Bey, Hafız Mustafa, Topçu zabiti Cevdet Bey,  Eşref Bey, Hüsnü Paşa zade Bahriyeli Fuat Bey, Mekteb-i Sultani’li Daniş, Tahsin  (Şair Tahsin Nahit) Bey, Sarı Şevki. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Haftalık Malumat Mecmuası sahibi Baba Tahir’in yevmi (günlük) Fransızca  Servet Gazetesi, bu maçlara dair teşvik yollu bir yazı neşretmiş. Fırsatı  kaçırmayan namlı hafiyyelerden (gizli görevli polis) biri, Sultan Hamid’e hemen  jurnali(haberi) uçurmuş: “ Kadıköy gençleri, Veliahd- i Saltanat Reşat Efendi  (Sultan Reşat)’nin himayesinde (korumasında) bir cemiyet teşkil eylemişlerdir  (oluşturmuşlardır). Beray-i ubudiyet (kulunuz olarak), nazar-ı dikkat-i  hümayunlarınızı celp ederim (padişahımın dikkatlerini çekerim). Ferman.” &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve tabii ki, yine rejim ve futbolun haram sayılması nedeniyle dini baskılı,  ancak daha sıkı hafiye baskısı sonucunda da zaptiye teşkilatının baskınıyla bu  girişimler de yine engelleniyor ve Kadıköy’lü gençler bir kez daha  dağıtılıyordu. Ne hazin bir kaderdir ki, Olimpiyatların Atina’daki açılış gününe  rastlayan 6 Nisan 1896 tarihinde Tatavla (Kurtuluş)’da bir gurup Rum  vatandaşımızın teşebbüsüyle “Tatavla - Heraklis Jimnastik Kulübü” şaşalı bir  biçimde tabii ki de kurulurken(*6), ondan iki yıl sonra tamamen Türk  gençlerinden oluşarak kurulmaya çalışılan “Kadıköy Futbol Kulübü” mevcut rejim  nedeniyle hemen kapatılıyor, kurucuları ise sürgün edilmekten zor kurtuluyordu.  Bu durum Türk sporunun kulüpler yolundaki gelişimini en az 5 yıl geciktirecek ve  yurdumuzda futbol ağırlıklı sporun temeli de, yabancı egemenliği ve anlayışı ile  atılacaktı (* 7). &lt;/p&gt; &lt;p&gt;İşte İstanbul’da, hem Pera yakasında hem de Kadıköy yakasında oturan ecnebi  (levanten) ve gayrimüslim vatandaşlarımızın, törenlerle kurdukları ilk  kulüplerinin yaşama hakkını elde etmelerine karşın, yine kalpleri spor aşkı ile  çarpan Kadıköy’lü Türk gençlerimiz tarafından girişilen her iki cesurane  teşebbüsün gerçekleşememesi, onların içindeki bu ateşi söndürmüyor, aksine,  Kadıköy’de bir futbol kulübü kurmalarına hiçbir kuvvetin engel olamayacağı  gerçeği ile, daha henüz ismi bile belli olmayan ve fakat ki Kadıköy’ün bağrından  çıkacak ve gelecekte milyonlarca taraftara sahip olacak bir kulübü kurmaları  için, sadece sayılı yılların kaldığını da sanki artık iyiden iyiye  hissediyorlardı. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kadıköy’de Kuruluşu Bekleyiş ; Güneş, 1900’lerle henüz tanışmış. İstanbul’un  her semti aynı sıcaklıkta aynı cömertlikte aydınlanırken, Kadıköy yakasında  gökyüzü hep puslu, sanki her dem kapalı gibi. Kuşdili Çayırı mahzun, Papazın  Çayırı solgun gibi. Fenerbahçesi’nde bahçeler çiçeksiz, köşklerinde kanaryalar  suskun, güllerle bülbülleri küs gibi… Zira, içleri spor aşkı ile yanan Türk  gençlerinin Kadıköy’de kulüp kurma istekleri “saray”ca iki kez engellenmiş,  levanten ve gayrimüslim vatandaşlarımızın aynı isteklerine aynı saraydan izin  çıkarken, Kadıköylü gençlerimiz sarayın rejimine karşı iki kez yenilmiş gibi.  İşte bu nedenledir ki, gayri tüm Kadıköy halkı suskun, biraz da yaralı,  Kalamış’ta esen rüzgar bir mahzun, Fenerbahçesi’nde çakan “Beyaz Fener” bir  mahzun gibi. İşte bu nedenledir ki ; galip, sanki bu yolda mağlup gibi… &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve de deniz üzerinde İstanbul’un silüeti, karşı uzaklardan perde perde sahile  akarken, “ışıksız FENER, çiçeksiz BAHÇE ” misali biçare yarımada, mahzun bir eda  ile karşı sahilindeki sarayın ufuklarına doğru bakıp bakıp kuruluş izninin  çıkması hayali içinde “ Bu memlekette bir gün sabah olursa Haluk. ” mısralarını  yüreği yaralı fakat gönlü ümitle dolu bir şekilde sanki okur da, devlet  kapusundan da medet bekler gibi…&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İSTANBUL’DA İLK “FUTBOL LİGİ” GÜNLERİ&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Evet, istibdat ; bir başka değişle o dönemki mevcut “ mutlak hakimiyet ”  rejimi, yurdumuzda cemiyet kurmak ya da bu bünyede spor yapmak hakkını Türklere  yasak etmekteydi. İşte sırf bu nedenle, Fuat Hüsnü (Kayacan) Bey ve tamamen Türk  gençlerinden oluşan arkadaşlarının Fenerbahçe Spor Kulübü’müzü kurma  teşebbüsleri, gerek 1899 yılında Türkçe isim vermeden bir İngiliz ismi altında  kurmak istedikleri “Black Stocking F.C./Siyah Çoraplılar Futbol Kulübü” olsun,  ve gerekse de 1902 yılında bu kez isim değiştirerek kurmak istedikleri “Kadıköy  Futbol Kulübü” olsun, sarayca engellemişti. Bu durum ise, ülkemizde kurulan ilk  spor kulüplerinin yabancılar ile gayrimüslimler tarafından oluşmasına sebep  olacak(*8), Türk sporunun kulüpler yolundaki gelişimini ise en az 5 yıl  geciktirerek, yurdumuzda futbol ağırlıklı sporun temelinin “yabancı egemenliği  ve anlayışı” ile atılması neticesini doğuracaktı (*9). &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Nitekim, Kadıköy Futbol Kulübü’nün mevcut bu rejim nedeniyle hemen  kapatılarak dağıtılmasının ardından, 1902 senesinde James Lafontaine ile Horace  Armitage isimli kişiler hemen hemen tamamı İngiliz’lerden oluşan “Cadıkeuy  Football Club“; (Kadıköy Futbol Kulübü) isimli futbol takımını kuruyor ve  kuruluşunun iznini de alıyordu (*10). Bunu, 1903 senesinde Moda’da oturan  İngiliz gençlerin “Moda Football Clup”, 1904 senesinde de Kadıköylü Rum  vatandaşların “Elpis(Ümit)Futbol Takımı”nı kurmaları izliyordu. Aynı yıl İngiliz  elçilik gemisi “İmogene” nin de aynı isimde bir futbol takımı kurması üzerine,  Türkiye’deki ilk lig organizasyonunu gerçekleştiren James La Fontaine, 1904  senesi sonbaharında “Constantinople Football Liege” ( İstanbul Futbol Ligi ) adı  ile İstanbul’daki ilk futbol ligini kuruyordu. (*11) &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Cadıkeuy (Kadıköy), Moda, Elpis ve İmogene takımlarının oluşturduğu ligdeki  organizasyon olan “Pazar Ligi” ismi altında yapılan bu maçlar, bugünkü  Fenerbahçe Stadının bulunduğu Papazın Çayırı’nda sürüyor ve halk tarafından da  büyük bir ilgi ile takip ediliyordu. 1904 tarihindeki ilk Pazar Ligi  şampiyonluğunu İmogene Takımı, 1905 yılındaki ikinci Pazar ligi şampiyonluğunu  ise Cadıkeuy (Kadıköy) Futbol Takımı kazanıyordu. Tarihler 1905 yılını  gösterirken , Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) öğrencileri tarafından  okulun çatısı altında kurulan Galatasaray Futbol Takımı, Kadıköy’deki Papazın  Çayırı mevkiinde Kadıköy Frerler Mektebi (Saint Joseph) takımı ile maçlarına  başlıyor ve 1906 yılından itibaren de İstanbul Futbol Ligine resmen katılıyordu.  &lt;/p&gt; &lt;p&gt;1907, Resmi kuruluşa doğru &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gayri takvimlerin o en güzel yıl olan 1907 yılının ilk yapraklarını  gösterdiği günler… Sultan 2. Abdülhamid Han, 33 yıllık saltanatının baskılı  rejime dayalı son yılını yaşamakta olduğunun sanki farkında. Saltanatı ile  uğraşanlarla boğuşmaktan futbol topu peşinde koşturanlarla uğraşmaya ayıracak  pek fazla vakti ve de gönlü kalmadığından bu tür oluşumlara karşı uygulattığı  baskıyı da, resmi de olmasa biraz gevşetmiş. Zaten gayri müslimler ile  yabancılarca ortalama on yıldır oynanmakta olan futbol oyununa gözleri ve de  gönülleri biraz da alışmış. Kadıköy yakasındaki Kördere Sahası ile Kuşdili  Çayırı’nda, o ilk yıllarda göz açtırmayan top uçurtmayan saraylı hafiyelerden  görünürde eser kalmamış, Türk gençleri, resmi formalı olmasa da buralarda sanki  rahat rahat top koşturur bir halde. Gerçi, bir jimnastik kulübü olarak  “Beşiktaş” ile, Fransız Mektebi Takımı hüviyetini arkasına almış bir futbol  kulübü olarak “Galatasaray”, kuruluş faaliyetlerini İstanbul yakasında  gerçekleştirebilmiş ama, karşı kıyı Kadıköy yakası o dönem için adeta bir başka  belde, adeta İstanbul’a taşra… &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Nihayet, artık bu yakada da beklenen günlerin yakınlığı hissedilmekte.  Kadıköy yakasında da güneş bir başka parlak, bahçelerde çiçekler bir başka güzel  açmakta. Fenerbahçesi’nde de kanaryalar bir başka ötüp, burundaki fener sanki  bir başka parlak çakmakta. Zira, halkın içinden çıkacak ilk Türk kulübünün  kuruluşu için kararın ve de onayının alınacağı çok önemli günlerin çoğu geçmiş,  azı ise sanki artık gelmekte… &lt;/p&gt; &lt;p&gt;İşte, içinde bulundukları tarihin de desteğinden güç alan Kadıköy’lü  gençlerden, Hariciye Nazırı Asım ve Server Paşa’ların torunu Londra Sefareti  Başkatibi Nuri Bey’in oğlu Ziya(Songülen) Bey ile Harekat Ordusu Feriki  (tümgeneral) Şevki Paşa’nın oğlu Ayetullah Bey ve de ünlü edebiyatçı Sami  Paşazade Sezai Bey’in yeğeni Enver Necip (Okaner) Bey, Necip Bey’in Moda  Başpınar sokak 3 numaralı evinin selamlık katında yaptıkları bir görüşme  sonucunda kuracakları takımın ilk fikir harcını atıyorlardı. Gerekli olan parayı  da finanse edecek olan dönemin zenginlerinden Saint Joseph mezunu Mühendis  Nurizade Ziya Bey’e kulübün kurucu başkanlık şerefini, Osmanlı Bankası  memurlarından Ayetullah Bey’e katiplik (sekreter) görevini, Bahriye Subayı Necip  Bey’e de kaptanlık ve veznedarlık (sayman) görevini veriyorlardı. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Aynı görüşmede varılan fikir birliği ile de ; kuracakları kulübün adını  oturdukları semtin güzelliğinden esinlenerek Fenerbahçe yapacaklar, amblemlerini  Fenerbahçe Burnu’ndaki ışık saçan fenerden, formalarındaki renkleri ise  Fenerbahçesi’ndeki ilkbaharın sevimli müjdecisi papatyaların kıskançlık ve  temizlik sembolü olan renklerinden yani sarı ile beyazdan alacaklardı. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ertesi gün “Baker Mağazası”ndan forma kumaşları alınıyor, Fener armalı  kırtasiye malzemelerinin siparişleri veriliyor, ve de dönemin güya Futbol  Federasyon Başkanlığı görevini üstlenmiş kişisi James Lafontaine ile yapılan bir  sohbette de sanki kendisinden icabet alınıyordu. Artık kurulacak olan kulübün  ismi, başkanı, amblemi ve formaları seçilmiş, mesele sadece formaları giyerek bu  ismi tescil ettirecek 11 Türk gencinin bir araya getirilmesine kalmıştı. Bu  konuda da en mühim rolü St. Joseph Mektebi Türkçe Öğretmeni Enver ( Yetiker )  Bey üstleniyordu. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;“Fenerbahçe Futbol Takımı”nın ilk kadrosu kuruluyor ; &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Güneş bu defa, o en güzel yıl olan 1907 senesi ilkbaharının serince bir Pazar  gününü aydınlatıyor ve Fenerbahçe semti de bu kez, ismini yıllarca şerefle  temsil edecek olan bir kulübün ilk temsilcilerinin ilk kalabalık gövde  gösterisine sahne oluyordu. O gün, Kadıköy’ündeki Kuşdili Çayırı’nda İngiliz ve  Rum takımları arasında oynanan bir futbol maçını seyrettikten sonra St. Joseph  Mektebi talebelerinden oluşan bir grup, Moda İskelesi’nden sandallara biniyor ve  koyun karşı kıyısında randevu mahalleri olan Fenerbahçesi’ne geçiyorlardı. Nuri  zade Ziya (Songülen)Bey ve Ayetullah Bey ile Sami Paşa zade Sezai Bey’in yeğeni  Bahriye zabiti Necip(Okaner)Bey, Hintli lakaplı Mühendis Asaf (Beşpınar) Bey ve  S.Joseph Mektebi Türkçe öğretmeni Enver (Yetiker) Bey isimli gençler, burada  daha evvel gelmiş olan Hasan ve Hüseyin(Dalaklı), Galip (Kulaksızoğlu), Nasuhi  Esat(Baydar), Yanya’lı Şevkati, Elkatipzade Mustafa ve kardeşi Hamdan, Çerkes  Sabri, Hayrullah, Hakkı Saffet (Tarı),Hasan Sami(Kocamemi) Bey’ler ile  buluşuyorlardı(*12). &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Çoğunluğunun, yakında kurulacak oldukları takımın ilk oyuncularını teşkil  edecek olan bu gençler için o gün, Ziya Bey’in İngiltere’den getirttiği; önü ve  kolları düğmeli olan sarı beyaz yollu bol formaları, lacivert şort pantolonları  ve sarı löverli yün çorapları ile, Fenerbahçe’nin çayırlarında ilk  antrenmanlarını yapacakları gündü. Kısa zamanda çevrenin futbola kabiliyetli  gençlerini de kendi etrafında toplayan bu kulüp, bugün için büyük bir kıymet  ifade eden ilk kadrosunu, olası olarak; Hintli Asaf – Necip , Ziya – Hasan,  Hassan, Sabri – Nasuhi , Şevkati , Galip , Hüseyin , Hayrullah terkibinde (*13),  ya da ; Asaf – Ziya , Sami – Ayetullah , Mazhar , Necip – Fethi , Galip ,  Hüseyin , Hasan , Nevzat şeklinde oluşturuyordu (*14). &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Başta da değindiğimiz üzere, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Black Stocking FC  ismi altında 1899 yılındaki ilk girişiminde öncülüğünü yaptığı gençler ile,  Kadıköy Futbol Kulübü (1902) ve ilerideki yıllarda kurulacak olan Fenerbahçe  Futbol Kulübü (1907) ismi altında toplanan gençler, aslında yıllardır aynı  ideali sürdüren hep aynı kişilerdi. Ama ne var ki iki kez kapatılmaları, yasal  faaliyetlerine ancak resmi kuruluş yılları olan 1907 yılında geçebilmelerine  olanak kılmıştı. Bir başka deyişle; Black Stocking F.C. ile, aynı amacı ve  kaderi paylaşan Kadıköy Futbol Kulübü’nün isimleri, “Fenerbahçe Spor Kulübü”nün  kuruluşu yolunda “amaç karşısında birer araçtı “(*15). Israrla tekrar ettiğimiz  bu durum karşısında, 1940 yılında yapmış oldukları haklı bir tüzük değişikliği  ile kuruluş senelerini 1909 senesinden 1903 senesine aldıran Beşiktaş Kulübü’nün  ( Bereket Jimnastik Kulübü) de gerçekleştirdiği gibi, Fenerbahçe Spor Kulübümüz  olarak tüzüklerimize geçirmemiz ve de yazılı bir deklarasyonla kamuya ilan edip  düzeltmemiz gereken gecikmiş gerçek odur ki; Fenerbahçe Spor Kulübünün kurulduğu  yıl 1899’dur.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kuruluşu Tescil Olunan İlk Türk Kulübü; Fenerbahçe&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Nihayet, 23 Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyetin ilanını takiben, yurtta  dernek ve kulüp kurma hakları herkese resmen tanınıyor, böylece, Ziya,  Ayetullah, Necip ve Enver Bey’lerin önderliğinde kurulmuş bu yeni kulüp tescil  edilerek, Fenerbahçe’ye, cemiyetler kanununa göre kuruluşu resmen tescil olunan  ilk Türk kulübü olmak şerefi kazandırılıyordu (*16). Kulübün ilk kurucu  üyelikleri ise ; 1) Ziya ( Songülen ), 2) Ayetullah Bey, 3) Necip ( Okaner), 4)  Galip ( Kulaksızoğlu), 5) Hassan Sami (Kocamemi), 6) Asaf ( Beşpınar) şeklinde  başlıyor (*17) ve olası diğer üyelikler de; 7)Enver (Yetiker), &lt;img class="wp-smiley" alt="8)" src="http://www.kupa6.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif" /&gt; Şevkati  (Hulusi Bey), 9) Fuat Hüsnü (Kayacan), 10) Hamit Hüsnü ( Kayacan) 11) Nasuhi  (Baydar),… isimleriyle devam ederek sıralanıyordu. Konu ile ilgili olarak;  ömrünü adadığı “Fenerbahçe Kulübü Tarihi” konusunda, özellikle arşiv ve bilgi  toplamada en zorlandığımız kuruluş yılları dönemleri ile ilgili en güvenilir  araştırmaları gerçekleştirmiş olan merhum yazar Dr. Rüştü Dağlaroğlu’na ait  (eski Türkçe ile yazılmış notları şu an deşifre çalışmaları yapan oğlu Sayın  Müzdat Dağlaroğlu’nun arşivinde) Fenerbahçe tarihine ışık tutmakta olan not  defterindeki tarihi notlar arasında ; “kulübün 1939 Nizamnamesinde ilk 30 kurucu  üyenin isminin sıralandığı, ne var ki, kurucu olan ilk 6 üye arasında yer alması  gereken Hassan Sami (Kocamemi)’nin bile bu listede isminin bulunmayışının,  kendisini listenin doğruluğu hakkında haklı olarak kuşkuya düşürdüğü ifadesi” de  ayrıca belirtilmektedir. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;İstanbul Şampiyonluğu Ligi ;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;1908 yılında ilan edilen 2. Meşrutiyetin ilanı ile tanınan dernek kurma  serbestliği sonucunda İstanbul’da kurulan Türk kulüplerinin sayısı çığ gibi  artıyor, Anadolu, Beykoz, Vefa Futbol Kulüpleri de, sırf 1908 senesinde resmen  kurulup tescil edilen Türk kulüpleri arasında yerini alıyordu. Kısa zamanda Türk  kulüplerinin sayılarındaki bu artış ise, İstanbul’da yeni bir ligin kurulması  ihtiyacını doğuruyor, bu nedenle de o dönemlerde ülkede resmi tatil günü olan  Cuma günleri oynanacak bir lig olan, Cuma Ligi adıyla yeni bir lig kuruluyordu.  &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Takımların sayılarının hızla artmasıyla, İstanbul’da futbol alanlarının  sayısı da çoğalmaya başlamıştı. Anadolu yakasında; Kadıköy’deki Kuşdili Çayırı,  şimdiki stadın bulunduğu yerdeki Papazın Çayırı, Yoğurtçu Deresi yanındaki  Altınordu’nun Kördere Çayırı, Dereağzı’nda Kemikçi Çayırı, Baklatarlası,  İbrahimağa sahası ile, Rumeli yakasında; Taksim, Talimhane, Bakırköy, Baruthane,  Karagümrük, Çukurbostan, Süleymaniye, Güzelbahçe, Beyazıt Harbiye Nezareti  sahaları, ve de Boğaz’ın Anadolu kesiminde ise; Anadoluhisarı, Küçüksu Er  Meydanı , Beykoz Ortaçeşme sahaları mevcut sahalara eklenmişti (*18) . &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kuruluşu 1908 yılında resmen tescil olunan Fenerbahçe Spor Kulübü, sarı beyaz  olan renklerini 1909 sonbaharında sarı laciverte çevirmiş (*19) , 1909 -1910  sezonuyla birlikte de İstanbul Futbol Ligine Galatasaray’dan sonra katılan  ikinci Türk takımı olmuştu. İşte, dünyanın en hırslı ilk 5 derbisinden biri olan  Fenerbahçe – Galatasaray kulüpleri arasındaki ezeli rekabet, ilk defa 17 Ocak  1909 tarihinde Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi ) öğrencilerinin takımı ile,  yeni kurulmuş bir semt takımı maçı şeklinde başlamış (*20), ve bu tarihten  itibaren de o dönemlerdeki İstanbul futbolundaki şampiyonluklar genelde bu iki  Türk takımı arasında paylaşılarak, Türk futbolunun artık bir varlık olarak  ortaya çıkması sonucunu doğurmuştu. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kuşdili Spor Kulübü’nün Bünyeye Katılması ; &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Fenerbahçe, “İstanbul Şampiyonluğu Ligi”ne ilk kez katıldığı 1909 – 1910  sezonunda beşinci oluyordu. 1910 yılı liginin başlamasına kısa bir süre kala da  kulüpten ayrılmalar ve mali zorluklar nedeniyle, Üsküdar Kulübü ile birleşmesi  gündeme gelmişti. 1910 senesi Eylülünde, Koço’nun Mühürdar Gazinosu’nda yapılan  müşterek toplantı sonucunda, gerçekleştirilmesi istenen Üsküdar - Fenerbahçe  Kulübü teklifi, üyeler tarafından kabul görmedi. Buna karşılık, Kuşdili Kulübü  Başkanı iken Fenerbahçe’ye katılan Elkatip Zade Mustafa Bey, Kuşdili Kulübü’nü  Fenerbahçe’ye katmayı başardı ve bu başarısıyla da Fenerbahçe’yi çok zor  günlerinde güçlendiren, geleceğini aydınlatarak güven altına alan ve takımı  yücelten kişi olarak kulüp tarihine geçti. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;İlk Namağlup Şampiyonluk ; &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kadrosunu yeni gençlerle geliştiren ve güçlendiren bu Fenerbahçe 1911- 1912  liginde hiç yenilmeden şampiyon oluyordu. Bu şampiyonluğun en önemli yönü ise,  Fenerbahçe’nin bu şampiyonluğu ile İngiliz ve Rum takımlarının  şampiyonluklarının tamamen sona ermesi ve bu tarihten itibaren de Türk  futbolunda şampiyonlukların artık Türk takımlarının olmasıydı. Bu şampiyonluk,  kulübün itibarını bir anda yükseltip imkanlarını da arttırmıştı. İlk iş olarak  Altıyol’da bir kulüp lokali kiralandı, lokalin açılışı ise üye sayısının  çoğalmasına sebep oldu. Bu arada futbol dışında diğer spor dallarında da  faaliyet gösterilmesine başlandığından, aynı yıl Fenerbahçe Futbol Kulübü adı ,  Fenerbahçe Spor Kulübü’ne dönüştürüyordu (*21). &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Fenerbahçe’nin ilk rozeti;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Fenerbahçe Kulübü’nün ilk amblemi, Fenerbahçe burnundaki ışık saçan beyaz  feneri, renkleri ise sarı ile beyaz olmuştu. Ancak, kulüp mensupları bunu  tatminkar bulmadıkları gibi, anlam bakımından da içinde bulunulan monarşi  rejimini tehdit edici sayılacağı endişesi ile kısa sürede iptal etti. 1910  yılında Fenerbahçeliler arasında resim çizmede maharetiyle tanınan futbolcu  solaçık Hikmet (Topuz)’in çizdiği (bugünkü) amblem ise herkesin beğenisini  kazandı ve kabul edilerek bugünlere kadar da ulaştı. İşte “sarı ve lacivert”  ağırlık içinde olmak üzere 5 renkten oluşan amblem ve şu anlamları  taşımaktaydı(*22) ; “FENERBAHÇE SPOR KULUBÜ 1907″ yazılı beyaz yuvarlak çerçeve,  temizlik ve açık yüreklilik ifadesiydi. Kırmızı fon ise, safiyet ve  Fenerbahçeliler arasındaki sevgi ve bağlılığı belirtirken bu arada bayrağımızı  da sembolize etmekte, ortadaki sarı renk Fenerbahçe için duyulan gıpta ve  kıskançlığı, kalp şeklindeki lacivert renk asaleti temsil etmekteydi. Sarı  lacivert renkler içinde yükselen palamut dalı Fenerbahçelilik güç ve kudretini  sembolize etmekte, yeşil renk ise yükselen bu kudret için başarının gerekli  olduğunu açıklamaktaydı. Böylece “milli renkler arasında doğan Fenerbahçe”nin,  sarı ile lacivert renkler beraberindeki bu amblemi üyelerce de kabul  gördüğünden, klişesi İngiltere’ye Manchester şehrine yollanmış ve Fenerbahçe  Spor Kulübü’nün bugünkü rozeti olarak ilk kez 1910 yılında yaptırılmıştı. Rozet;  1929 yılından itibaren üzerindeki eski Türkçe harfleri yeni Türkçe harflere  bırakmış ve manada önemli etki yapmayacak ufak tefek değişikliklerle de günümüze  kadar aynı şekli muhafaza ederek gelmiştir. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;İstanbul’da İşgal Yılları ; İstanbul halkı 16 Mart 1920 sabahı uyandığında  gözlerine inanamamıştı. Zira şehrin üzerine kapkara bulutlar çökmüş, bir gece  içinde koca şehir işgal ordularınca adeta askeri bir kampa çevrilmişti. Dünyayı  sarsmış, imparatorluklar yıkmış ve on milyon insanın ölümüne sebep olup o hiç  bitmeyecek sanılan “Harb-i Umumi” diye anılan “1. Dünya Savaşı”, Osmanlı  İmparatorluğu’nun yenilmesi ile son bulmuş, mütareke ile birlikte de galip  itilaf devletleri mağlup Osmanlı’nın başkenti İstanbul’u işgal etmişlerdi.  Zırhlı araçlar cadde başlarını tutarken, sokakları dünyanın her yanından gelmiş  her renkten ve her dinden askerler sarmış, Harbiye, karakollar, kaymakamlıklar,  subay mahfelleri , vesair tüm makamlar işgal ordularınca işgal edilmişti. İşgal  üniformalı itilaf ordusu askerleri, sosyal yaşantı içinde her fırsatta halkı  manevi baskı altında ezerken, tramvayda trende ya da vapurda bile kendileri  daima birinci mevkide oturup, biletli Türk vatandaşlarını vagonların  sahanlıklarında vapurların ise ikinci mevkilerinde seyahat ettirir, kendilerine  ayrılmış bölümlere boş da olsa kimseyi sokmaz, yolcuların bilet kontrollerini  bile kendileri, üstelik alaycı bir tavır içinde ve ağır hakaretler altında  yaparlardı(*23). Evet, İstanbul artık o eski İstanbul değildi. Acı günler gelip  çatmış, herkes üzgün, herkes kendi vatanında sürgün gibiydi. İşgalcilerle  birlikte yaşamak zorunda olan talihsiz İstanbul halkına, o güne kadar  yaşadıkları, ne gıdasızlık, ne susuzluk, ne elektrik kesintileri, ne de hiçbir  şey, “İşgal İstanbul’u ”na tanıklık etmek kadar onlara acı vermemişti. İşte  bütün bu olumsuz şartlar altında halkın morali için mutlak bir desteğe ihtiyacı  vardı ki, işte bu ihtiyaç duyduğu güç, ona kendi öz bağrından çıkarttığı takımı  tarafından “Fenerbahçe”si tarafından verilecekti. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;İşgal yıllarındaki gurur; Fenerbahçe&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Mütareke döneminde (1918 - 1921) işgal kuvvetlerine mensup özellikle İngiliz  ve Fransız askeri takımlarıyla yapılan futbol maçları, İstanbul’daki futbol  heyecanını ve futbola olan ilgiyi doruk noktasına çıkaran olgu oluyor, Türk  takımları işgalci ekiplerle 5 yılda 50’sini Fenerbahçe’nin oynadığı toplam 80  maç yapıyor , işgal kuvvetleri takımlarına karşı kazanılan galibiyetler ise Türk  takımlarını gönüllerde yüceltiyordu. Bu nedenle futbol İstanbul’da büyük  kitleleri kendine çekerken, Türk takımlarının özellikle de Fenerbahçe’nin, başta  General Harrington Kupası (29 Haziran 1923) olmak üzere işgal kuvvetleri  takımları karşısında elde ettikleri tüm galibiyetler, İstanbul halkının intikam  duyguları içindeki milli duygularını şahlandıran ve yaralı gönüllerine teselli  veren yegane olay haline dönüşüyordu. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Mütarekenin karanlık yıllarında işgal kuvvetlerine mensup takımlarını her  hafta birbiri peşi sıra futbol sahalarında yenerek milletin rencide olmuş  gururunu okşayan Fenerbahçe tüm halkın sevgilisi haline geliyor, zamanla da  milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın adeta İstanbul şubesi halini  alıyordu. Onlar, cephelere gönderdikleri futbolcuları misali Çanakkale’de  yaptıkları müdafaanın(*24) bir örneğini de sanki Taksim’in Taşkışla sahasında  gösteriyor, yaptıkları toplu hücumlarda ise sanki kısa bir süre sonra  Kocatepe’den verecekleri milli taarruzdaki şahlanışımızın provasını  veriyorlardı. Bu şevk ve iman içinde mütareke ve işgal İstanbul’unda Türk  futbolu denince ilk akla gelen Kadıköy’ün Fenerbahçe’si oluyor, cepheden gelen  her yeni zafer İstanbul’luların moralini yükseltirken, Fenerbahçe takımı da  aldığı galibiyetlerle halkın başını dik tutmasını sağlıyordu. 1910’lu yıllarda  en fazla iki bin kişinin izlediği Fenerbahçe, 1919 -1920 yıllarında 6-7 bin  kişinin hınca hınç doldurduğu tribünlere oynuyor, bir zamanların ürkek mahcup  yapılan tezahüratları, artık açık açık, yüksek sesle hep bir ağızdan dile  getiriliyordu; “Ya ya ya ,şa şa şa, Fenerbahçe çok yaşa, ”. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Artık iş futbol oyunu halinden çıkmış, vatanın asıl sahipleri ile  işgalcilerin hesaplaşması şekline dönüşmüştü. Fenerbahçe takımı artık “Kuvai  Milliye” ruhunun halk içindeki sembolü olmuştu. Bunun birinci sebebi işgal  takımları ile oynadıkları toplam 50 maçtan ikisi hariç hiç yenilmeyip 41 maçta  galip gelmeleriydi ki Altınordu ve Galatasaray takımları ne yazık ki bu başarıyı  gösterememişlerdi. İkinci sebebi ise, “Anadolu Harekatı”nın başında olan Mustafa  Kemal’in “Fenerbahçeli” olarak bilinmesiydi.(*25)&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Atatürk ve “Fenerbahçe”si;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Fenerbahçe’nin müttefiklerle mücadelesi sadece yeşil sahalarla da sınırlı  kalmayacak, Cihan Harbi’nde vatana feda ettikleri diğer sporcuları gibi,  futbolcularının büyük bir bölümünü yine işgal yıllarında İstanbul’dan Anadolu’ya  silah aktarılmasında etkin bir rol oynatarak vatanının ihtiyaç duyduğu konuda  hayatlarını budaktan esirgemeyeceklerdi. “ İttihad ve Terakki’nin bir kolu  olduğu ” ithamı ile işgal kuvvetlerinin devamlı olarak bastırması sonucunda  kulübün kapatılma çalışılmaları ortamına rağmen, yurdun düşmandan kurtulması  yolunda üstlendiği tarihi misyonu en ulvi bir biçimde yerine getirerek, bir  başka idealde de yarınlara örnek olacak olan Fenerbahçe Spor Kulübü, aydınların,  işgal yıllarının acılı şehit ailelerinin, hulasa Türk ulusunun şeref ve cesaret  duygularının yurda adeta armağanı oluyordu. İşte bu nedenledir ki ulu önderimiz  Mustafa Kemal Paşa, 1918 yılında ilk spor kulübü olarak Fenerbahçe Spor  Kulübü’nü ziyaret ediyor ve de kulüp şeref defterinin nezdinde de, tarihin altın  sayfalarına da şu mısraları geçiyordu; “ Fenerbahçe Kulübünün her tarafta  mazhar-ı takdir olmuş (takdirle şereflendirilmiş) bulunan asar-ı  mesaisini(yaptığı üstün çalışmaları) işitmiş ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı  himmetini (üstün hizmet veren kişileri) tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu  vazifenin ifası (yerine getirilişi) ancak bugün müyesser (mümkün) olabilmiştir.  Takdirat (takdirlerimi) ve tebrikatımı (tebriklerimi) buraya kayt ile  (kaydetmekten dolayı) mübahiyim ( mutluyum). &lt;/p&gt; &lt;p&gt;3. 5 . 1334 (1918). Ordu Kumandanı&lt;br /&gt;(Yıldırım Orduları Gurup Kumandanı) :  MK (İmza) ” &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kulüp binası yangını ve yurdun Fenerbahçe sevgisi;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Türkiye’de ilk defa çeşitli spor şubeleri açan kulüp olma ünvanına sahip olan  Fenerbahçe, 1913 yılında tanzim olunan ikinci nizamname ile atletizm, kürek,  yüzme, atlama, yelken, patinaj, tenis, çayır hokeyi, boks, kriket gibi spor  dallarıyla da meşgul oluyor, yıllar içinde de futboldan başka, masa tenisi,  eskrim, jimnastik, avcılık, su kayağı, atlama, bilardo, salon futbolu, otomobil,  atıcılık, sutopu, bisiklet,halter, güreş, basketbol,izcilik,patenli hokey,  voleybol, vs, gibi toplam 25 spor şubesi içeren 35 spor dalında sayısız  başarılara imza atıyordu. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Büyük milletinin muazzam sevgisiyle nurlanan ve kucaklanan Fenerbahçe,  muhtelif branşlarda devamlı hamlelerle bu artan sevgiye hak kazanırken,  kuruluşunun 25. yılında 5/6 Haziran 1932 gecesi vukuu bulan hain bir yangın,  koca bir varlığın kupalarından üye kayıt ve maç defterlerini de içeren  belgelerine kadar gelmiş geçmiş bütün maddi eser ve izlerini siliyordu.  Fenerbahçe’nin uğradığı felaket bütün yurtta bomba etkisi yapıyor, Fenerbahçe  Kulübü İdare Heyeti’nin, üzerinde henüz dumanları tüten kulübün enkazı  karşısında, gazete ve radyolara aynen aşağıdaki sözler ile verdiği tebligat ise  yürekleri dağlıyordu (*26) ;&lt;br /&gt;“ Sevgili yuvamız, 25 senelik spor hayatımızda  elde ettiğimiz şeref ve galibiyet, hatıraları ile birlikte yanmıştır. Bugün,  maddi spor vesaitimizden de tamamen mahrum kalmış bulunuyoruz. Yek değerlerimize  karşı sarsılmaz itimat, muhabbet (sevgi) ve tesanüt (dayanışma) havası içinde,  yıllarca süren müşterek emeklerimizin muhassalasının (elde edilmiş sonucunun)  enkazı karşısında derin bir teessür (üzüntü) duymamak kabil değildir. Mahvolan  manevi kıymetlerin maattessüf (ne yazık ki) tamiri imkansızdır. Şu kadar ki, 25  senedir kazandığımız muvaffakiyetlerin hatıralarını kalbimizde daha büyük bir  vecd (heyecan) içinde yaşatmak, bu hatıraları Fenerbahçe gençliğine kitap  halinde hediye etmek gene mümkündür. Hatta ilk vazifelerimizden biridir.  Kupalarımız, bayraklarımız yanmıştır. Fakat yüreğimizdeki hatıralar canlılığını  kaybetmeyecektir. Başta Ulu Gazimiz olmak üzere; kulübümüzün mesaisini takdir  eden kıymetli yazıları taşıyan hatıra defterimiz kül olmuştur(**). Fakat bizim  emeklerimizi takdir etmiş olan büyük şeflerimiz, memleketini seven memleketin  idealine candan bağlı, çalışkan, tesanüt (dayanışma) ve muhabbet(sevgi)  çerçevesi içinde Türk gençliğini gene himaye edeceklerdir. Hayatın mütemadi bir  mücadele olduğunu, mücadelesiz, ızdırapsız, elemsiz, hayatta gerek ferd ve gerek  millet itibariyle muvaffak olmak imkanı olmayacağını Türk gençliğine hatırlatan  Büyük Gazinin nasihatleri bu elemli günlerimizde, bizim için en büyük teselli ve  kuvvet membaı olacaktır. Fenerbahçelileri, kulübümüzün maruz kaldığı felaket  nispetinde büyük olan vazifeye davet ediyoruz. “ &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Felaketin hemen ertesi günü Türkiye’nin o zamanki en büyük gazetesi  “Cumhuriyet” ve ardından da “Milliyet” gazetelerinin “Fenerbahçe’ye Yardım” ismi  altında başlattıkları kampanyalara teberruda bulunmak üzere bütün memleket adeta  yarışa giriyor, yeni kulüp binası inşası ve beraberinde de kulüp sahasının satın  alınmasına katkı amacıyla yapılan ilk bağışı ise, 19 Haziran 1932 tarihinde İş  Bankası eliyle 500 TL. göndermek suretiyle yine Atatürk yapıyordu(*27). Aynı  amaçla tertiplenen 14 Temmuz 1933 keşideli Fenerbahçe Eşya Piyangosu’ndan elde  edilen 17 bin TL. hasılat da, yine bu ilk tahta stadımızın yapılmasında  kullanılıyordu. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;(**) Bu yangında kül olduğu zannedilen ve içinde kulüp ile ilgili 1914  senesinden itibaren tutulmuş şeref kayıtlarını içeren meşhur maroken kaplı  hatıra defteri ise, 7 Nisan 1944 tarihinde, onu enkaz arasında bularak alan ve  saklayan meçhul bir şahıs tarafından, kulübümüz üyesi (merhum) Gazeteci Kenan  Onan Bey’in Vatan Matbaası’ndaki masasının üzerine, 12 yıl sonra tekrar  Fenerbahçe Kulübü’ne iade edilmek üzere bırakılıyor (*28) ve böylece Atatürk’ün  “kulübümüze o meşhur ithafının” da içinde bulunduğu bu büyük hazineye, önce  tarihimiz ve sonra da kulüp müzemiz yıllar sonra tekrar kavuşuyordu. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Stat mülkiyetine sahip ilk spor kulübü; Fenerbahçe&lt;/p&gt; &lt;p&gt;1923 senesinde Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı’nın kurulmasıyla Türk  sporuna yeni bir yön veriliyor, bu tarihten sonra ise Fenerbahçe’de büyük bir  kalkınma görülüyordu. O, teknik üstünlüğü sayesinde Orta Avrupa futbolunun  Türkiye’deki temsilcisi haline geliyor, yıllar yılı hep milli takımın belkemiği  olarak da Türkiye’nin en sevilen kulübü oluyordu. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;İlk adı “Silahtar Ağa Sahası” iken, sonraları “Papazın Çayırı”, “Union Kulüp  Sahası”, ”İttihat Spor Sahası” ve nihayet 25 Ekim 1929 tarihinde de(*29)  “Fenerbahçe Stadı” ismini alan 36 dönümlük stat mahallimiz, 6 Temmuz 1932  tarihinde 500 TL’sinin Atamızın verdiği 9000 TL. karşılığında (1000 Reşat  Altını) satın alınıyor ve böylece yurtta stat mülkiyetine sahip ilk kulüp olmak  şerefi de yine Fenerbahçe Spor Kulübü’ne ait oluyordu. Hem de öyle ki; Türk  gençliğinin üzerinde spor yaptığı ilk stadı olmasının yanı sıra, Büyük  Kurtarıcımızın bizzat kendileri tarafından büstleri ile şereflenmesine müsaade  ettikleri yegane stat da olarak. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Son&lt;br /&gt;Fenerbahçe Spor Kulübü’müz, bugün yalnız İstanbul’un değil, tüm yurtta  milyonlarca taraftarı bulunan ve yüz yıla yakın bir süredir hemen tüm spor  dallarında Türk sporuna öncülük ettiği için büyük sıfatını yerden göğe kadar  kazanmış bir kulübümüzdür. O, zaman zaman şampiyonlukları elden kaçırsa da,  zaman zaman mazisini aratır bir görüntüde kalsa da, yıllarca tarihe  tırnaklarıyla kazıdığı büyüklüğünden hiç bir şey yitirmeyecektir. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Evet, taa en başta, 1900’lerdeki kuruluş yıllarını anlatırken söze nasıl mı  başlamıştık? ; “… Ve de Kadıköy, o dönemlerde en güzel semti olan  Fenerbahçe’sinin bağrından çıkaracağı takımını, önce yakınlara, sonra da  yarınlara armağan edeceği günleri bekliyordu gayri…” &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Gayri, şimdi de sözün sonundayız; “ Ve de İstanbul, deniz üzerindeki  siluetini uzaklardan perde perde koya yaklaştırırken, Fenerbahçe Burnu’nda  yankılanan bir beyaz ince uzun fener, yıllar boyu Türk sporuna sembol olmanın  gurur yorgunluğu içinde, Adalar’a, Marmara’ya, daha uzaklara, daha da öte uzak  yıllara doğru, aynı inançla, aynı coşkuyla ışığını hep saçacaktır ”. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yüz yıldan beri önce onun hakkında söylendi, önce onun hakkında yazıldı, önce  ona sevdalanıldı. Daha da nice yüzlerce yıl söyleneceği, yazılacağı,  sevdalanılacağı gibi…. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1428372801323999773-201907606805488251?l=sariyahsi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sariyahsi.blogspot.com/feeds/201907606805488251/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://sariyahsi.blogspot.com/2009/06/fenerbahce.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1428372801323999773/posts/default/201907606805488251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1428372801323999773/posts/default/201907606805488251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sariyahsi.blogspot.com/2009/06/fenerbahce.html' title='FeNerBaHçE...'/><author><name>ÇELİK</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='22' src='http://bp1.blogger.com/_QD92N8pbYzk/SJCreXQexMI/AAAAAAAAAAg/KMVQCLPpSko/S220/bayrakhl1.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry></feed>
